04 05 2011

KAYIP

 

Ahir zaman aşkları...

Yaşadıklarını üç harften ibaret görenler çözemezler gizini...

Bilmezler ki Ayn'ın içi Cennet,Şın'ın içi Cehennem

ve Kaf'ın içi de Araf'tır...

 

 

 

Hani biriyle tanışırsın,

çevrende görmeye alıştığın insanlardan çok farklı biri.

Öyle biri ki her şeyi bambaşka bir gözle görür ve seni de

bakış açını değiştirmeye yöneltir.

Dünyaya onun gözleriyle bakmaya başlarsın.

İçine ve dışına da. Etkilenirsin.

Etkilenmek ne kelime, büyüsüne kapılırsın.

Gene de ilk başlarda araya bir mesafe koyabileceğini,

yüreğini kontrol altında tutabileceğini zannedersin.

Oysa rüzgâr sandığın fırtınadır.

Sınır sandığın yer oynak ve kaygan bir zemindir.

Bir bakmışsın, farkında bile olmadan açılmış, karadan uzaklaşmışsın.

Okyanusun tam ortasındasın...

 

Elif Şafak-Aşk

 

 

Müsait zamanın olduğunda uğrayıver yüreğime,

Bir ara uzun uzun sev beni.

Gelmesende olur ; Malum hayat işte.. Herkesin AŞK'ı başından AŞK'ın !!!"
 

(Cemal Süreya )

 

 

 

Don’t ask my name; it keeps changing every instant.

Don’t follow me, I’m lost, too

 

 

Aşkla, özgürlük halef seleftir;
Tıpkı güneşle ay gibi,
Tek tek ikisi de güzel olduğu halde,
Bir arada var olmazlar...
Biri doğdu mu, diğeri silikleşir.
Aşk boyun eğip kalmaksa,
Özgürlük alıp başını gitmektir..
Ya gönüllü itaat,
Ya nihayetsiz seyahat…
Seyahati seçerseniz;
Aşk şapkasını alıp gidecek..
Aşka düşerseniz,
Özgürlüğe yolculuk bitecek..
Çünkü nasıl özgürlük aşkın zeminiyse,
Aşkta özgürlüğün finalidir…

 
Can dündar
 
 
 
 
Erkek, beynin de yarattığı bir hayale tutuluyor.
Her tanıştığı kadında o hayali arıyor.
O hayale şiirler, şarkılar, mektuplar yazıyor.
Nâzım'ın ceza evindeyken Piraye'de, Mustafa Kemal'in
bir "misyon evliliği" yaparken Latife'de aradığı şey,
hep o hayal... Ancak kadın, kendi kişiliğini ortaya koyduğu anda,
o hayal darmadağın oluyor.
Hayal kırıklığına uğrayan erkek de "hayal"inin peşinde
yeni bir yolculuğa koyuluyor.
Nâzım'ın "Sende ben uzaklığı seviyorum"
diye yazması ondan... Yakına gelince hayal,
tuzla buz oluyor çünkü... 
Oysa kadın, daha gerçekçi... O, etiyle kemiğiyle
somut bir adama âşık oluyor. Onu hatasıyla sevabıyla benimsiyor.
Heykelini "yontmaya" çalışsa da erkek gibi
her seferinde yeni bir heykel peşine düşmüyor.

Farklı yetiştirilme tarzlarından kaynaklanan farklı sevme biçimleri,
mutsuz etti 20. yüzyılın kadınlarıyla erkeklerini...
Dileriz yeni yüzyıl farklı olur...
 
Can Dündar
 
 

‎"Bizim şarkılarımız çoğunlukla yağmur üzerinedir.

Çünkü bizde yağmur çok az yağar ve

çok istenilen, özlenilen bir şeydir. Dikkat

ettim; siz beyazların şarkılarınızın çoğu da

'aşk' ve 'sevgi' üzerine"...

 
bir kızılderili şefinden
 
 
 
Kalbine sahip olmak mı ?
Haşa ! Ne haddime, sadece bir mülteci gibi sığınsam yeter..
 
 
 
 
 

 

0
0
0
Yorum Yaz